Enjeksiyon Hafife Alınmamalıdır

Sağlık çalışanları tarafından enjeksiyon uygulamaları hafife alınıp uygulamada sıkça tıbbi standartlara riayet edilmez. Birinci basamak sağlık hizmeti sunan aile hekimleri tarafından aydınlatılmış onam alınmamakta, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti sunan hastanelerde de enjeksiyon uygulaması genellikle işin uzmanı olmayan sağlık çalışanları marifeti ile yapılmaktadır.

Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hastalara yapılacak her türlü tıbbi uygulama hakkında mutlaka aydınlatılmış onam alınması zorunludur. Aydınlatılmış onam alınması hekim tarafından yapılacak tıbbi müdahaleler için bir hukuka uygunlu nedenidir. Bu nedenle tıbbi uygulama sonucu hastada herhangi bir zarar doğmasa dahi sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen uygulama hukuka aykırı kalır. Acil müdahale ya da aydınlatılmış onam alınmasının mümkün olmadığı istisna haller mutlaka saklıdır.

Enjeksiyon uygulamaları sağlık personeli tarafından kolay, hızlı ve genel bir uygulamadan ibaret olması nedeni ile enjeksiyon uygulanacak hastanın aydınlatılması ve hastadan aydınlatılmış onam alınması angarya olarak gelmektedir. Oysa ki Hatsa Hakları Yönetmeliği uyarınca aydınlatılmış onam bir hukuka uygunluk şartı olmasının yanı sıra hastanın enjeksiyon uygulamasının olası komplikasyonlarını bilmesi kendisinden beklenemeyeceğinden tedaviyi reddetme hakkı da dahil olmak üzere haklarını kullanabilmek adına uygulamanın olası sonuçlarını bilmesi gereklidir.

Nitekim Yargıtay tarafından verilen bir kararda hastaya yapılan enjeksiyon uygulaması sonrası meydana gelen yeni rahatsızlıkların her ne kadar komplikasyon niteliğinde kalması nedeni ile hekimin sorumluluğunun doğmaması gerekse de hukuka uygunluk şartı olan aydınlatılmış onam alınmaması durumunda hekimin gerçekleşen komplikasyon nedeni ile de sorumlu tutulması gerektiğine karar verilmiştir. Yüksek Mahkeme tarafından aydınlatılmış onamın ispat yükümlülüğünün de yine hastayı uygulanacak tıbbi uygulamanın olası sonuçları hakkında aydınlatmış olduğunu ve hastanın buna rıza göstermiş olduğunu iddia eden hekim ya da hastane üzerinde olduğu da açıklanmıştır.

Gerçekten de sağlık personelinin tıbbi uygulamanın olası sonuçlarından olan komplikasyonlarından sorumlu tutulması hukuken olanaklı değil ise de bu sonuca ulaşabilmek için hastanın öncelikle tıbbi uygulamanın olası sonuçları hakkında ayrıntılı bilgilendirilerek yapılacak tıbbi uygulamaya rıza vermesi gereklidir. Zira daha önce belirttiğimiz gibi aydınlatılmış onam, yapılacak tıbbi uygulamanın hukuka uygunluk şartıdır.

Danıştay tarafından verilen bir başka kararda, hastanın Devlet Hastanesinde yapılan enjeksiyon sonucunda sağ bacağında meydana gelen incelme nedeni ile açılan tazminat davası hakkında, doktor tarafından düzenlenen enjeksiyon (IM) uygulamasının yetkili bir sağlık personelince veya onun gözetimi ve denetimi altında yapılması gerekirken, bu uygulamanın denetim ve gözetim altında olmaksızın stajyer öğrenci tarafından yapılması ve yine uygulamayı yapan kişinin tespit edilememiş olması, sunulan sağlık hizmetinin özensiz ve denetimsiz biçimde kusurlu olarak işletildiğini gösterdiğini belirtmiştir. Yüksek Mahkeme tarafından hastada oluşan incelmenin, enjeksiyon uygulamasının olası sonuçlarından olduğu ve gelişen komplikasyon nedeni ile idarenin sorumluluğunun doğmaması gerekse de işin ehli uzmanı tarafından uygulamanın gerçekleştirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin işletilmesinde bir kusur olduğu vurgulanmıştır.

Yüksek Mahkemenin kararlarında vurgulamış olduğu üzere, hekimlerin tıbbi uygulamalarda hasta haklarına riayet etmeleri kendi sorumluluklarını ortadan kaldırması nedeni ile önemlidir. Gerçekleştirilen tıbbi uygulamanın enjeksiyon ya da ameliyat olmasının herhangi bir önemi olmadan yapılacak tüm tıbbi uygulamalarda yasanın aradığı şartların sağlanması bir zorunluluktur.

Bursa Sağlık Hukuku

Bursa sağlık hukuku, insanın yaşam alanları içinde yer alan sağlık hakkı, insan haklarının evrensel beyannamesin de de belirtildiği gibi, bütün vatandaşlar sağlık hakkından ve sağlık hizmetlerinden eşit şekilde faydalanmakla yükümlüdür. Ayrıca sosyal devletin de asli görevlerinden biridir.

2009 yılında Bursa sağlık hukuku avukatları katılımıyla gerçekleştirilen Bursa sağlık hukuku sempozyumu vatandaşların sağlık konusunda karşılaştıkları hukuksuzlukların çözümü, hastane ve hekim hataları sonucunda sağlıklarını kaybeden, bu durumda ise otomatikman hasta hakları doğan insanlara hukuki çözümlerin neler ve nasıl olması gerektiği konusuna geniş yer verilmiştir.

Bursa Sağlık Hukuku Danışmanlığı

Bursa Barosuna bağlı Bursa sağlık hukuku avukatı ve avukatları bu sempozyum kapsamında, koruyucu sağlık hizmetlerinin neler ve nasıl olması gerektiği, dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan bütün vatandaşların sağlık hizmetinden faydalanmaları gerektiği, her vatandaşın hijyenik ve steril koşullarda sağlık hizmeti alma özgürlüğü olduğu, kendisine sağlık hizmeti veren kurum, DR ve sağlık personelini seçme veya değiştirme hakları olduğu gibi, hasta ve sağlık haklarının tümünün ne olduğu konusuna çok geniş bir yer verilmiştir. Nisan 2016 yılında ise yine Bursa Barosu tarafından düzenlenen Bursa sağlık hukuku kongresi düzenlenmiştir. Kongrenin amacı yine bütün vatandaşların sağlık hizmeti ve sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirilme hakları olduğu vurgulanmıştır.

Hastaya uygulanacak her türlü tıbbi müdahaleler konusunda hastanın rızasının alınması, isterse tedaviyi yaptırma veya tamamen reddetme haklarının olduğu gibi bütün bu haklara sahip olan vatandaşların herhangi bir sağlık hizmetinden yararlanamama durumuyla karşılaşması karşısında yasal ve hukuki haklarının bulunduğunu bilmesi konularına kongrede geniş yer verilmiştir.

Son yıllarda birçok vatandaşın Devlet veya özel hastanelerde sağlık hakları ihlal edildiği basın ve kamuoyunda paylaşılmıştır. Bu ihlallerin son yıllarda artması hukukçuların bu konuyu önemsemelerini gündeme getirmiştir. Bundan dolayı sağlık hukuku davaları, hukuk bürolarının duruşma dosyaları içinde yerini almıştır.

Aşık & Aşık İletişim

Hekim ve Diş Hekimlerinin Hasta Verilerini Koruma Yükümlülüğü

Hekim ve diş hekimleri kendilerine tedavi amacı ile başvuran hastaların sağlık kayıtlarına kolaylıkla erişebilmektedir.

Anayasanın 20. maddesinde, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verinin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Kişisel verilerin ve Özel hayatın daha etkin korunması amacıyla kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydedenler, Türk Ceza Kanunu uyarınca cezalandırılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135. maddesi ile, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verileceği düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Bununla birlikte kanun gereği alınan kişisel verilerin de suç oluşturmayacağı şüphesizdir.

Kanun hükmü uyarınca kişisel verilerin nasıl kayda alındığının bir önemi yoktur. Kişisel verilerin kağıda kaydedilmiş olması ile bilgisayar ortamında kaydedilmiş olmasının suçun oluşumu açısından bir etkisi bulunmamaktadır.

Hasta ile hukuki ilişki kuran hekim ve diş hekimleri açısından hastaların kişisel verilerinin kayda alınması hukuka uygunluk sebebini oluşturmaktadır. Özellikle hekim ve diş hekimleri tarafından aydınlatılmış onam ve kişisel verilerin kayda alınması hakkında hasta rızalarının alınması da suçun asli unsuru olan “hukuka aykırı”lık şartını ortadan kaldırmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 136. maddesi ile kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişinin, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Bu madde hükmü ile hukuka uygun olarak kaydedilmiş olsun veya olmasın, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkalarına vermek, yaymak veya ele geçirmek, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır ve cezalandırılmıştır.

Sağlık çalışanları tarafından işlenebilmesi en olası olan kişisel verilerin hukuka aykırı olarak paylaşılması suçunun esas unsuru “kişisel veri”dir. Kişisel veri teriminden neyin anlaşılması gerektiği çok önemlidir. Kanun gerekçesine göre; “Suçun konusu, kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir.” açıklaması ile çok geniş bir tanımlama yapılmıştır. Bu doğrultuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 25.11.2013 tarihli 2013/2773 E. ve 26643 K. sayılı kararında; “Kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddelerin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere Yargıtay tarafından da hastanın açıklamış olduğu ve sağlık çalışanının mesleğinin sunumu nedeni ile elde etmiş olduğu tüm veriler, kişisel veri kapsamında tanımlanmıştır. Herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan bilgilerin ise Türk Ceza Kanunu kapsamında kişisel veri niteliğinde değerlendirilemeyecektir.

Hasta Hakları Yönetmeliğinin 23. maddesi uyarınca, “Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz.

Kişinin rızasına dayansa bile, kişilik haklarından bütünüyle vazgeçilmesi, bu hakların başkalarına devri veya aşırı şekilde sınırlanması neticesini doğuran hallerde bilginin açıklanması, bunları açıklayanın hukuki sorumluluğunu kaldırmaz.

Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.

Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz” düzenlemesine yer verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemeler uyarınca hekim ve diş hekiminin, hastasının kimliği de dahil olmak üzere mesleğin sunumu nedeni ile elde etmiş olduğu bilgileri üçüncü kişiler ile paylaşması yasaklanmış ve Türk Ceza Kanunu uyarınca da cezalandırılmıştır.

Hukuka aykırılığın sınırları hiç yok mudur? Sosyal Güvenlik Kurumu, İl Sağlık Müdürlüğü veya Hastanelerden bilgi istenmesi halinde de ceza sorumluluğu doğmakta mıdır?

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 4. maddesi uyarınca, tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 23. maddesi uyarınca kanun ile müsaade edilen haller istisna tutulmuştur. Fiil, hukuka aykırı olmalıdır.

5237 sayılı TCK’nda hukuka uygunluk sebepleri;

a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1)

b- Meşru savunma (m.25/1)

c- İlgilinin rızası (m.26/2)

d- Hakkın kullanılması (m.26/1)

Olarak kabul edilmiştir.

Kişisel verilen paylaşılması eylemine kişinin rızasının bulunmasının eylemi hukuka uygun kıldığında şüphe yoktur.

Bununla birlikte Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 4. maddesi gereğince hekim ve diş hekimlerinin kişisel bilgileri ifşa etmesinin kanuni mecburiyet olmadıkça yasak olması ve Ceza Muhakemesi Kanununun 161/4 ve 332. maddeleri uyarınca hakim veya savcı kararı olmadan bu bilgilerin paylaşılmasının da mümkün olmadığı değerlendirilmelidir. Bu anlamda idare veya ilgili herhangi bir kurum tarafından kişisel verilerin istenmesi, hekim ve diş hekimleri açısından hastalara ait kişisel verilerin paylaşılmasını hukuka uygun kılan bir durum değildir.

Türk Ceza Kanununda suçun cezasının yüksek olması ve yine aynı kanunun 137. maddesinin 1/(b) maddesi uyarınca suçun hekim ve diş hekimleri tarafından işlenmesi halinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağının öngörülmüş olması karşısında hekim ve diş hekimlerinin kişisel verilerin paylaşılması konusunda hassasiyet göstermesi gerektiği açıktır.

Geçici Koruma Altındaki Yabancıların Sağlık Hizmetleri

Türkiye almış olduğu yoğun yabancı göçü neticesinde sağlık sisteminde yaşanan en büyük sorun, geçici olarak gelen göçmenlerin sağlık hizmetinden yararlanması haline geldi. Özellikle kendi vatandaşlarına verilen sağlık hizmetinin yoğunluğu dikkate alındığında göçmenlerin getirmiş olduğu yük sağlık sistemi açısından bir kambur halini aldı. Birçok ilde yurtdışından gelen göçmenlerin sağlık hizmetlerinin aile hekimleri tarafından sağlanacağına ilişkin düzenlemeler yapıldı. Ancak bu düzenlemeler yasalara uygun değil.

Bilindiği üzere 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 2. maddesi uyarınca aile hekimlerinin görevi kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte gerek aile hekimlerine yapılan ödemeler ve gerekse de Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin 4. maddesi ile düzenlenen yetki ve görevler dikkate alındığında aile hekiminin bu görevinin kendisine kayıtlı olan kişiler hakkında olduğu açık olarak görülmektedir.

Geçici koruma altında olan yabancılar hakkında ise öncelikle Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 09.09.2013 tarih ve 12816 sayılı yazısı ile verilecek tedavi hizmetlerinin Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri uyarınca faturalandırılması gerektiği düzenlenmiştir. Akabinde yürürlüğe giren 22.10.2014 tarih ve 29153 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliğinin 27. maddesi ile sağlık hizmetlerinin, geçici barınma merkezlerinin içinde ve dışında Sağlık Bakanlığının kontrolü ve sorumluluğunda yapılacağı veya yaptırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

Sağlık Bakanlığı Acil Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 25.03.2015 tarihli ve 2875 sayılı Geçici Koruma Altına Alınanlar Hakkında Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar’ın 6. maddesi ile; “Geçici korunanlar;

a) Geçici barınma merkezlerinde kurulan sağlık merkezlerinden,

b) Bakanlık ye bağlı kuruluşlarına ait sağlık hizmeti sunucularından,

c) Üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden,

ç) Özel hastanelerden,

d) Vakıf veya dernekler tarafından gönüllü olarak yerilen sağlık hizmetlerinden, faydalanabilir.

(2) Geçici korunanların sağlık hizmetini ikamet adresinin bulunduğu illerde almaları esastır. Geçici korunanların, sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için öncelikle birinci basamak sağlık hizmeti yermekte olan bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekir. Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvurulmadan Bakanlık bağlı kuruluşlarına ait ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına doğrudan başvurulamaz. Birinci basamak sağlık kuruluşunca gerekli görülmesi halinde, Bakanlık bağlı kuruluşlarına ait ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşuna sevk yapılabilir.

(6) Geçici korunanların ikamet adresinin bulunduğu ilde tedavilerinin yapılamaması halinde, hasta tedavisinin yapılacağı uygun olan ve öncelikle en yakın ilden başlamak üzere diğer illerdeki sağlık kuruluşlarına sevkleri 112 Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda yapılır. Ayakta teşhis ve/veya tedavi iyin sevk edilecek geçici korunanlar, 112 Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda sevk usulüne tabi değildir.” hükümlerine yer verilmiştir.

Ayın Yönergenin 8. maddesi ile de birinci basamak sağlık hizmetleri; “(I) Geçici korunanlara birinci basamak sağlık hizmetleri Halk Sağlığı Müdürlüğünce verilir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla koordinasyon da Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından sağlanır. Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından verilen birinci basamak sağlık hizmetleri konusunda, yazılı olarak ya da elektronik ortamda aylık dönemler halinde Müdürlüğe bilgi verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere ilgili Yönergenin 6. maddesi ile geçici koruma altındaki yabancılara sağlık hizmetlerinin sunulmasında aile hekimleri yetkili kılınmamıştır. Bununla birlikte aynı yönergenin 8. maddesi ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulması noktasında Halk Sağlığı Müdürlüğü yetkili kılınmıştır. Bilindiği üzere aile hekimleri 11.10.2011 tarihli ye 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun taşra teşkilatı arasında sayılmamaktadır.

Bununla birlikte 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi ile; “Aile hekimliği hizmetleri dışında kalan birinci basamak sağlık hizmetleri toplum sağlığı merkezleri tarafından verilir ve bu merkezlerin organizasyonu, kadroları, görevleri ile çalışma usul ve esasları Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenir. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Anılan hüküm doğrultusunda aile hekimlerinin görev alanına girmeyen birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulmasında Toplum Sağlığı Merkezlerinin görevli olduğu ve bu Merkezlerin Halk Sağlığı Müdürlüğünün taşra teşkilatı kapsamında kaldığı dikkate alındığında, yukarıda yer verilen yasa hükümleri çerçevesinde geçici koruma altında olan yabancılara sunulacak birinci basamak sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde Halk Sağlığı Müdürlüklerinin ve bunların taşra teşkilatı olan Toplum Sağlığı Merkezlerinin görevli olduğu açık olarak düzenlenmiştir.

Bu itibarla geçici koruma altında olan yabancıların birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulması hakkında aile hekimlerine görev yükleyen tüm işlemler Anayasanın 128. maddesi doğrultusunda yukarıda yer verilen yasa hükümleri kapsamında hukuka ve yasaya açık olarak aykırıdır.

Bu doğrultuda tesis edilen işlemlere karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca tebliğ veya ilan tarihinden itibaren altmış gün içerisinde ilgili İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açılması gerekmektedir.

Sporcu Sağlık Raporları

Aile hekimlerinin uygulama sıkıntı yaşadıkları bir konu spor yapmak isteyen kişilerin sağlık raporları hakkındadır. Yasa tarafından sağlık raporu hakkında ikili ayırım yapılmış ve spor müsabakasına katılanlar ve bireysel spor yapacaklar olarak ikili bir düzenlemeye gidilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından 07.12.2001 tarihli ve 24606 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sporcu Lisans, Tescil, Vize ve Transfer Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca spor yarışmalarına katılabilmek için ilgili müdürlük veya federasyondan lisans alınması zorunludur. Söz konusu lisansın çıkarılabilmesi için ilgili yönetmeliğin 6. maddesi uyarınca sağlık izin belgesi alınması zorunludur.

Bununla birlikte aynı yönetmeliğin 7. maddesi uyarınca eğitim ve öğretim kurumları tarafından yapılacak yarışmalara katılmak isteyenlerin de öğrenci lisansı alınması zorunludur. Söz konusu lisans için yine sağlık izin belgesi alınması gerekmektedir.

Yönetmelikte belirtilen sağlık izin belgesi örneği yönetmeliğin ekinde (Ek-5) matbu olarak düzenlenmiştir. Söz konusu belge tek hekim tarafından düzenlenebilir nitelikte. Ancak tüm bu hususlara karşın son dönemde meydana gelen sporcu ölümleri bu konuda yapılan sağlık değerlendirmelerini gündeme getirmiş bulunmaktadır.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 6. maddesi uyarınca tabip, sanat ve mesleğini icra ederken, hiç bir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatine göre hareket eder. Tabip, tatbik edeceği tedaviyi tayinde serbesttir.

Yine aynı Nizamnamenin 13. maddesi uyarınca, tabip, ilmi icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Söz konusu yasa hükümleri ile hastanın tetkik ve tedavisinde hekim özgür bırakılmıştır.

Sporcu sağlık muayeneleri;

– sporcuda var olan,
– ya da gelişebilecek hastalıkları önceden tespit etmek,
– gerekli önlemleri almak,
– tedavilerini sağlamak,
– hatta bazen sportif aktiviteyi değiştirmek amacıyla yapılmaktadır. Esas itibari ile sporcu muayeneleri koruyucu hekimlik gereğidir.

Bu itibarla sağlık izin belgesi almak için gelenlerin kişisel ve aile anamnezleri de değerlendirilmek, tam bir fiziki muayene ve laboratuar testleri yapılmak sureti ile bireyin sağlık durumu tespit edilmelidir. Söz konusu muayene kapsamında kişinin yapacağı spor dalı da dikkate alınmalı ve spor dalının özelliklerine uygun olarak muayeneye özen gösterilmelidir.

Borçlar Kanunu gereğince hekime yüklenen en büyük yükümlülük özen yükümlülüğüdür. Hekim, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek, hastanın durumuna değer vermek, tıp bilimini kurallarına gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbiri alarak yapmak zorundadır.

Hekim, ufak da olsa bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Sporcu Lisans, Tescil, Vize ve Transfer Yönetmeliği’nde sağlık izin belgesi muayenesinin hangi şartlarda yapılması düzenlenmediği üzere genel şartlar uyarınca muayene yapılmalıdır.

Hekimin söz konusu hususları yerine hiç veya gereği gibi yerine getirmemesi/eksik getirmesi durumlarında hukuki ve cezai sorumluluğu bulunmaktadır. Bu itibarla sağlık izin belgesi, sağlık raporu için başvuruda bulunan bireyi bir hasta muayene eder gibi dikkatli bir şekilde anamnez aldıktan sonra, kişinin istediği raporun da içeriğine uygun olarak tam bir fizik muayene yapmalı önemlidir. Bununla birlikte gerekli olmadığı durumlarda sağlık raporu verilmemesi de hekim açısından koruyucu bir önlemdir.

Zira, Sporcu Lisans, Tescil, Vize ve Transfer Yönetmeliği’nin yukarıda sayılan durumlar haricinde kalan 17. maddesi ile spor federasyonları, spor kulüpleri, özel beden eğitimi ve spor tesisleri, il spor merkezleri, eğitim ve öğretim kurumları ile diğer kurum ve kuruluşlar, yaşam boyu spor, herkes için spor ve diğer spor etkinlikleri kapsamında spor yaptırdıkları kişilerin sadece sağlık durumları hakkındaki beyanlarının yeterli olacağı ve bu kişilere spor kartı verileceği düzenlenmiştir.

Hekimler açısından sorun olmaya teşkil eden sağlık raporlarının, Sporcu Lisans, Tescil, Vize ve Transfer Yönetmeliği hükümleri uyarınca düzenlenmesi ve kişilerin muayenesinin yapılmak sureti ile tüm tereddütlerin giderilmesi önemlidir.